Gece saat 00:20. Bir tarafta göz kapaklarımı ağırlaştıran; günün yorgunluğuna bürünmüş uyku, diğer tarafta ise yazmak için inanılmaz bir enerji hissettiğim parmaklarım… Elbette ikincisi ağır bastı. Arşa kanatlanan öfkemi alıp, ucunda eze eze yok etmek için sarıldım kalemime.
Yaz, karala, tekrar yaz… Ama rahat yok ki; kardeşim öfkeliyim diyorum, yapmayın. Geçme penceremin önünden gâvur traktör, gecenin bu vakti gıcırdatma dişlerimi. Her tarafım öfke, her tarafım barut… Geçme buradan, küfretmek için bahane aradığım bir vakitte sebebim olma.
…………….
Aslında yazmak için didiştiğim şu aptal kişiliğim. Şu önüne gelene melek gözüyle bakan şaşkın, şaşı, şizofren gözlerim… Gördün işte yine değil mi, melek yüzleri! Yine yedin değil mi kazığı? Yine aldın işte değer verdiklerinden, bukalemun sözleri. Ya sen hiç akıllanmayacak mısın? Kaç kere kapattın kapılarını ama her seferinde, belki yalnızlığıma ilaç olur diye, aldın değil mi birilerini içeri? Akıllanmazsın sen oğlum, hayatın hep darbe yiyerek geçecek. Yok değil mi dürüst insan? Ya da seni buluyor hep, bu sorunlu hilkat garibeleri. Belki denedin kendi kendine yetmeyi değil mi? Ama o zaman da “Ne kendini beğenmiş,ne soytarı” dediler. Hâlbuki bilmiyorlar, sen onların verdiği acıyla kıvranmaktasın ve çaresizliğin en koyu karanlığındasın. Her seferinde çaldın aşkın kapısını kırılırcasına, usanmadan, sabahlara dek ama hiçbir zamanda açmadılar kapıları. Hepside kilitleyip attılar anahtarını, Cehennemin bilmem kaçıncı katına. Ne doğru dürüst sevebildin, ne de doğru dürüst sevildin… Göm artık baltalarını şimdi ve rahat bir uykuya dal, bir sonraki savaş dumanını görene kadar.
Kaç kamyona stepnelik yaptın, hiç düşündün mü? Yada yokuşta kalmış frenleri tutmayan kaç namerde, takozluk? Ama yok öyle suçu ona buna atıp kurtulmak. Bir suçlu varsa o da senin şu aptal kişiliğin. Defalarca dedim değiştir diye ama anlamadın. Sana hep dedim ve yine diyorum; insanlar o kadar insan değil. Bu gerçeği kabullenip ya kendine yeni bir mantalite çizersin yada böyle kazık yiye yiye ölüp gidersin.
Yok diyorsun, tahammülüm kalmadı acıya. Mademki hiç kimsenin seni acıtmasını istemiyorsun o zaman kendin acıt yüreğini. Hem kendi yaparsa o kadar koymaz insana. Acıyacak yer kalmayınca işte o zaman rahat edersin. Belki de “acımadı ki, acımadı ki” bile dersin…