Adonıs Ve Aphrodıte ADONIS VE APHRODITE
Suriye kralı Kinyras’ın kızı Myrrha, Aphrodite’e yeterince tapınmadığından Aphrodite onu cezalandırmaya karar verir ve babasına aşık eder. Myrrha’nın gözü bu cezanın üzerine hiçbir şeyi görmez, ne yapar ne eder, dadısının da yardımı sayesinde 7 gece boyunca babasıyla birlikte olur. Kral Kinyras, yedinci gecenin sonunda aşık olduğu kadının öz kızı olduğunu öğrenir ve bu duruma o kadar sinirlendirir ki kızını öldürmeye karar verir ama tanrılar kıza acır ve Myrrha’yı bir mersin ağacına dönüştürürler.
9 ay sonra ağacın gövdesinden ölümlülerin en güzeli olan Adonis doğar. Aphrodite onun doğduğunu görür, doğar doğmaz da bu güzeller güzeli çocuğa aşık olur. Hem de öyle BİR aşık olur ki onu kendisinden başka kimsenin görmesini istemez, onu kimseyle paylaşmak istemez ve Adonis’i gözden mümkün olduğunca uzak tutmak için yeraltının tanrıçası Persephone’ye götürüp, bırakır.
Ne var ki Persephone de onun güzelliğine fazlaca dayanamaz ve o da Adonis’e aşık olur. Aphrodite, bir süre sonra Adonis’i almaya gelir ama Persephone onu bir türlü vermek istemez. Bunun üzerine iki tanrıça arasında büyük bir tartışma yaşanır. Zeus araya girinceye kadar da bu tartışma sürer. Sonunda Zeus bu iki tanrıça ile bir anlaşma yapar ve anlaşma sonucu Adonis, 6 ay Aphrodite ile 6 ay da Persephone ile kalmaya başlar.
Böylece kış aylarında yeraltında Persephone ile yaşayan Adonis’in, bahar gelince yeryüzüne, Aphrodite’in yanına çıkması, toprağın ve bitkilerin yeniden canlanışına sebep olur. Çünkü o ayağını sürüdükçe toprağa bereket gelir, ellerinin dokunduğu ağaçlar yeşillere bürünür ve çiçeklenir.
Adonis’in yeryüzüne çıkışı, sıcak günlerin de gelişi demektir ve sıcağın en yoğun olduğu yaz günlerinde Adonis için yaz törenleri düzenlenir. Fakat, onun kış geldiğinde, Persephone’ye her dönüşü, yeniden ölmesi demektir. Ölmesi üzerine, kadınlar, Adonis’i temsil eden bir küçük tahta heykel etrafına dizilirler ve saksıların içine solmuş çiçekler dizerek, Adonis için ağıtlar yakarlar.Onun ölümüne ağlarlar.
İşte bu mutlu, sevinçli yaz törenleri ile hüzün dolu yas günleri Aphrodite’e aşık Ares’i sonunda çileden çıkarır. Ares, Adonis’ e olan bu ilgiyi sonsuz kıskanmaktadır ve bu kıskançlıkla Adonis’in, bir daha da yeryüzüne çıkmasını engelleyecek bir son hazırlar.
Bir bahar daha gelmiş, Adonis yeniden Aphrodite’e dönmüştür. Aphrodite sevgilisinin her dönüşünde onu mutlu edebilmek için elinden gelen her şeyi yapar. Bu bahar da her bahar olduğu gibi onu yine ava götürür çünkü Adonis avlanmayı çok sever. Ama bu defa nedense Aphrodite’in içinde bir endişe vardır, korku vardır, sevgilisine zarar gelmesinden son derece endişelenip, korkmaktadır. Her türlü tehlikeye karşı onu koruyabilmek için yanından bir dakika bile ayrılmaz. Ne var ki bu, Ares’in kötü planlarını uygulamasına engel olamayacaktır. Bir anlığına, Aphrodite’in, Adonis’i terk ettiği bir anda, bunu fırsat bilen Ares, onun üzerine bir yaban domuzu salar ve Adonis aniden gelen bu tehlikeden kurtulamayarak aldığı yaralardan olacak acıyla inleyerek, oracıkta ölüverir. Vücudundan akan kanlar, toprağa değer ve kanının değdiği yerden kırmızı bahar çiçekleri biter.
Aphrodite sevgilisinden gelen acı dolu sesleri duyar ve koşar adımlarla onun yanına doğru gider. Bir umut üzerine doğru eğilir, onu öper, fakat artık hiçbir şey fark etmemektedir. Adonis, Aphrodite’i artık bir daha da duyamayacaktır. Aphrodite bunu anlar, yine de ona seslenmekten kendini alamaz…
Bir tanrıçayım ben, arkandan gelemem
Bir kere daha öp beni, uzun uzun öp….
Ama yeraltının karanlığında Adonis ne bu yakınmaları duyar ne de kanının damladığı yerden biten kırmızı çiçekleri görür…
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: KanLı_Kontes
Okunma Sayısı: 145
Yorum Sayısı: 2
Eklenme Tarihi: 08/11/2008
Kategorisi: Hikaye ve Öyküler
