Bir Yitik Öykü ''seyduna Ve Şahrut'' yitik öyküdür, tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan, iki yürekte durmadan kanayan
seyduna ile şahrud
yüreklerinin akarken bıraktığı izi birbirlerinin gözlerinde aradılar, yoktu
iki iklim farkıydılar...
ne zaman gözgöze gelseler yangın çıkmayacak denli uzaktılar
yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı üçüncü bir kente düşmüş suretleri.
şahrud gökyüzü geliniydi, yüzüne bulut inse donardı masal gözleri
bir solukluk rüzgarda bile kanardı usul usul gelincik bedeli
seyduna yeryüzü cehennemi ölüm çağırır uçurumlarda sınardı sevdasını
mağma yüreği
yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı.. onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi...
iki iklim ayrıldılar
"ya şahrud" dedi seyduna
"gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm, ardına bakma, gözyaşımla vurulursun, su gibi git"
şahrud'un yüzüne keder mayın gibi durdu
ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu
hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak yüzlerine oturdu..
rivayet odur ki, şahrud vardığı denizlerde hala seyduna türküleriyle uyanmakta
seyduna şahrud'un gözlerinden kalan masalla yaşlanmakta
[color=#FF4500]dipnot: rivayetlere göre seyduna hasan sabbah, şahrud ise ya hasan sabbahın yaptıgı catısmlarda sevdiği bir kız, yada Şahrud,hasan sabbahın özünde bir semboldür. Yani Şahrud denilen birisi yoktur. Alamut Kalesi'nin altında geçen bir ırmağın adıdır. bu nehre şiirler yazmasının sebebi ise hasan sabbahın hayatında hayali bir kadını, bir suya, bir akan suya benzettiği için akıp durulan bir şeyden ürettiği için ve hayat veren bir ırmağa benzettiği için yazıldığı söylenilmekteymiş. yanlız yazılan ağıtlar cok güzel ve etkileyicidir.
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: Parpali
Okunma Sayısı: 114
Yorum Sayısı: 2
Eklenme Tarihi: 20/05/2009
Kategorisi: Hikaye ve Öyküler
