[b]Asırlar boyu bilim adamları,insanların nasıl aşık olduğunu araştırmışlar, doğuştan gelen çoğalma içgüdüsü olduğunu biliyorlar ama aşk, efsanelerdeki gibi Eros (Cupid)un ok atması gibi bir sır olarak kalıyor.
Son araştırmalara göre iki insan arasındaki romantik çekim, tıpkı açlık gibi biyolojik temelli, ilkel bir güdü olduğu ortaya çıkmış. Bilim adamları üniversite öğrencilerinin beyinerini MRI kullanarak incelemeşlire ve romantik çekimin, seksüel cazibeden çok farklı olduğunu görmüşler.
3000'den fazla beyin taraması yapılmış, deneklere aşık oldukları kişilerin ve yakın arkadaşlarının resimleri gösterilmiş, aşık oldukları kişilerin fotoğraflarına bakarlarken, beyin aktiviteleri tamamen farklıymış.
Londra Üniversitesi'nden Semir Zeki ve Andreas Bartels, aşıklarda yüksek oranda dopamin tespit etmişler, bu öyle bir kimyasal madde ki, insan büyük bir çoşku duyuyor, hiperaktif olup, kendisini çok enerjik hissediyor, daha az yemek yemeye ve daha az uykuya ihtiyacı oluyor, dikkati artıyor...
Psikiyatristler, MRI makineleri gerçi insanın düşüncelerini, beyinlerini renkli bir harita gibi okuyamaz, henüz her duyguyu birbirinden ayıracak kadar gelişmiş değil ama yine de görüntülerdeki karmaşa, nasıl aşık olduğuna dair bir fikir veriyor diyorlar...
Bilim adamlarının söylediklerine göre, insanlar aşık olunca, aşık oldukları kişiyi idealize ediyorlar, her şeye pembe bir gözlükten bakmaya başlıyorlar. (pink lens effect) 1956'da New York State Üniversitesi'nden psikologlar 121 flört eden çift üzerinde bir deney yapmışlar, çiftler, birkaç ayda bir olmak üzere çiftlere partnerlerini ne kadar ideailize ettiklerine ilişkin anketler cevaplamışlar. Anketin sonucunda, bir yıldan beri bir arada bulunan çiftlerin birbirlerini ençok idealize ettikleri saptanmış.
Teksas Üniversitesi'ndeki psikologlar da 1981'de 168 evli çift arasında araştırma yapmışlar, sonuçta idealize etmenin evliliklerin mutlu olmasını sağladığı sonucuna varmışlar. Bu tür kişilerin evlilikleri de daha uzun ömürlü oluyormuş.
BBC' den aktardığım bir yazıya göreyse, insanlar 3 aşama sonucunda aşık oluyorlar! Ve her aşamada farklı hormonlar işin içine giriyormuş. Aşık olduğumuz zaman beynimizin içinde olan olaylar, ruhsal bir hastalığa yakalandığımızda olan olaylara benziyorumuş! Yani resmen deliriyoruz mu arkadaşlar? Mazallah!..
Ayrıca, birisini çekici bulduğumuz zaman bu bilinçsiz bir şekilde oluyormuş, o kişinin genleri bizim çekiyormuş! Nasıl oluyorsa?..
Koku ve bakışlar da aşık olurken çok önemli rol oynuyormuş, mesela ençok ebeveynlerimizin bakışlarını ve kokularını sevdiğimizi söylüyor aynı yazı...annemizin kokusu gibi...
Eros, okunu atınca, yanaklar pembeleşiyor(tabii yanaklar başka sebepten de kızabilir, çok kızmak, öfkelenmek gibi), kalp atışları hızlanıyor, eller terliyor, bu konudaki en bilinen araştırmalardan biri Rutgers Üniversitesi'nden Helen Fisher'e ait, bakın Helen Hanım ne diyor
Aşkın, 3 aşaması var:
1. Şehvet
2. Cazibe
3. Bağlanma
1. Şehvet: Vücudumuzdaki seks hormonları olan testosteron ve östrojen aşık olmada önemli rol oynuyor.
2. Cazibe: Aşık olan insan başka hiçbir şeyi düşünmüyor, iştahı azalıp, daha az uyuyabiliyor, vaktini evde oturup aşık olduğu kişi hakkında hayaller kurmakla geçiriyor. Ayrıca, bu aşamada dopamin, norepireprin(adrenalin) ve serotonin isimli 3 kimyasal madde işin içine giriyor.
3. Bağlanma: Bu aşamada da yine vücudumuz 2 hormon salgılanıyor: Oksitosin (oxytocin) ve vasopressin. Birinciyi hipotalamus salgılıyor, bu aynı zamanda kadınların sütünün gelmesini sağlayan hormonmuş. Anne ile çocuk arasında güçlü bir bağ olmasını sağlıyor. Kadın ve erkek arasındaki aşk bağında da büyük rol oynayan işte bu hormonmuş. Diğer hormon böbreğimizi kontrol eden önemli bir maddeymiş ve bilim adamları bu hormonun uzun süreli ilişkilerde önemli rol oynadığını keşfetmişler.
Eğer iki aşık birbirlerine bağlanır, yani ilişki uzun sürmeye, evliliğe giderse, insanlar bağlanma aşamasında uzun süre kalamazlarmış, neden biliyor musunuz? Eğer öyle olursa, insanlar başka hiçbir iş yapamazlarmış!
İlginç bir şey de genlerimizle ilgili, aşık olacağımız kişiyi seçerken, genlerimizin insafına kalıyormuşuz! Karşımızdaki kadına / erkeğe bakarken, en iyi genetik özellikleri olan kişiyi bilinçsiz olarak seçiyor, onun genlerinin çocuklarımıza da geçmesini sağlama almaya çalışıyormuşuz (yine bilinçsiz bir şekilde).
Ama bunun yanısıra karışık sonuçlar da aldıkları olmuş, başlangıçta çok ateşli, Hollywood filmlerindeki gibi romantik aşkların, çok daha çabuk söndüğünü görmüşler. Aşk, uyuşturucu gibi, etkisi son derece kuvvetli, bırakması zor bir duygu ama ayrılmış aşıklar üzülmesinler, bir kez kurtulunca, beyin yine eski haline dönüyormuş.
Herkese mutluluklar, mutlu evlilikler diliyoruz...Yazan: Benedict Carey
çeviren: M. Dural
(Bu Mesaj 11-11-2007 16:25:18 değiştirilmiştir. Değiştiren : tugce23.)