kutatgubilig 
Cezalı Üye
Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 4,367
Şehir: Tekirdağ
Ruh Halim: 
Durum:
|
Cvp: KUTATGUBiLiG GÜNLÜĞÜ
Taş mıdır ki dayansın?
Taş mıdır ki dayansın; bu ruh, bu irade ..?!?
Kapılıp gittiğim bu dinmez anafora....
Maziden yok bir hayır; olur mu ki ati'de.?.?
sinirlerim bir boşalır:...... yelkenler fora!!!!!
.................................................. ..............
.................................................. ..............
Ş.O.ALAGÖZ
geliyorlar işte sabah-sabah ne yaparsın... hem de günlerce ve gecelerce süren uykusuzluğun ardından... ışınlarını pigmelerin zehirli okları gibi gözüne-gözüne sokan pırıl pırıl sabah güneşinin o elmas gibi şavkına, aydınlığına mı yanarsın, kaybolan yıldızlara mı, KAYBETTİĞİN MEHTABA mı yanarsın?
kendi ruhunun derinliklerinde büyük jüriyi kurduğun mahkemede, "KİME HAKSIZLIK YAPTIM ACABA?" diye kendini paralarsın sabaha çıkmak bilmez gecelerde. hem de daha sabahı bulmadan özlediğin artık B..unu- püsürünü çok iyi çözdüğün insan ya da insanımsıların sahneye koydukları rezillikleri, riyayı, ikiyüzlülüğü, vitrine koydukları MÜKEMMEL KİŞİLİĞE inat her gün kendi elleriyle temeline dinamit koyarak sergiledikleri dibe vurmuşluğu örten zifiri gecelerin....
nasıl bir kaos bu? nasıl özlerken sabahı daha vuslata ermeden o karanlığın verdiği esarete ram olmak? nasıl bir özlemektir aydınlıktayken karanlığı yaşamak..?
özlemek...
nasıl bir paradokstur idam mahkumu iken celladını özlemek?.. nasıl bir kısır döngüdür öldürmek dürtüsü ile dolup taşmak, diğer yandan uğruna ölmeyi dilemek?
nasıl murabba?
nasıl bir ikilem onsuzken onu yaşamak; onunlayken onsuzluk?
nedir çıldırmanın sınırı? nedir cinnetin savunulur noktası?
cinnet geçiren adam bir sabah uyanıp ajandasında cinnet randevusunu mu görür?
literatüre seri cinayetlerle giren ilk isim Ted Bundy hem çok zeki hem iyi bir hukuk öğrencisiyken durup dururken mi karar verdi ısbatlanabilen 17 kişiyi öldürmeye ?
yapan mıdır suçlusu? yaptıran mıdır?
beyninin aynasında geceden ta sabaha, sabahtan ta geceye kadar kılıç kalkan ekibi karmaşasında devinip duran o mahkeme sahnesinin suçlusu kim? fail kim, katil kim, maktul kim, savcı kim, hakim kim, hüküm ne, mahkum ne ister, neyi özler, sebepleri neydi, sonuçları ne oldu?
vuran mı şanslı, vurulan mı?
suçlu mu yargılar olmuş mahkeme heyetini, avukat mı sattı vitrin hatırına davayı?
bu değerler , kavramlar karmaşasında erozyona uğrayan ben miyim, yoksa değerlerini ve VİTRİNE OYNADIKLARI ideal erdemlerini hoyratça değen ya da değmeyen birilerine peşkeş çekenler mi?
erozyonun, sıyrıklığın, yalanmışlığın sınırı ne? nerden başlayıp nerde bitiyor?
yok mu gerçekten gözü kapalı bir adalet terazisi? yok mu günlük palyatif çözümlere yönelik düşünmeyen, sosyetesine ya da lobiye yenilmeyen bir anayasa ( mecaz... milli kurumlarımızı tenzih ederim) mahkemesi...?
yok mudur bu kişilik erozyonuna, bu trendy akımlara bu OSCAR WILDE'nin çocuk bezine benzettiği moda akımlarında debelendikçe batan malum ( beynimdeki bazı kişiler) erdemli kişilerin kendi değerlerini kıyma makinalarından geçirirken müdahale edecek bir babayiğit?...
hayatımızın her köşesine sinen
"NEME LAZIM"cılık,
"BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN",
"GÜÇLÜYSE YA DA POPÜLERSE YA DA ZENGİNSE YA DA YAKIŞILIYSA YA DA GÜZELSE HER ŞEYİ YAPMAYA HAKKI VAR"
anlayışı ile kime güveneyim, kime danışayım, kimin yüreğine banayım yüreğimi, kimin omzu dosttur ki yaslıyayım karınca yuvası trafiğinde düşüncelerden infilak etmeye gebe bu belalı başımı?
ülkemizin yüzde kırkından fazlasının her gün kahve ya da meyhane köşelerinde demlenip hiç bir üretim yapmaksızın tembel tembel oturup kaderlerine ya da devlet kurumlarına sövdükleri gibi, hiç bir devinim içinde olmadan, bir gün gelip kendilerini kurtaracak yeni bir Atatürk hayaliyle ömür tüketen memleketim insanı gibi mi olayım?
salayım mı kendimi? okumayayım mı, yazmayayım mı? gördüklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı görmezden, duymazdan mı geleyim?
bohem mi takılayım? bunca bilgi ve birikimi koltuk teorisiyle devlet kurtaran şaklabanlarla yardakçılık yaparak mı heba edeyim?
viski kadehlerinin dibinde kaybolmak için fazla iri yarı değil miyim? puromun kuyruğunu hıncımdan çiğneyip yutmak dindirir mi hazımsızlıktan kabaran midemi?
kendime saygı nerden başlayıp nerde bitiyor? bunca dibe vurmuşluğu görüp, bunca pis kokuyu kokladıktan sonra midemin derinliklerinden dışarıya doğru mağma gibi kabaran kusmukları içimde tutan bir formül var mı?
birinin çıkıp "KONUŞMA!" demesiyle, birinin çıkıp "KUSMA!" demesiyle her şey çözülüyor mu? kolay mı? bu telkinleri edenler neyi çözmüş hayatında merak ediyorum... baskı çözüm mü? sitem, şantaj, serzeniş, rica, torpil, "daha fazla bağırarak üste çıkma"yla sorun çözülüyor mu?
çınarın vitrinini kurtardık diye, içten içe kaynayan kurtları yok saymakla dünyanın hala yuvarlak ve dönüyor olması gerçeğini değiştirebilir miyiz.?
kardeşlik ya da dostluk şantaj konusu olur mu?
ağzıma bant vurmakla, kalemime mürekkep vermemekle, "KALEMİMİ KIRMAKLA" tehdit etmekle; o içten içe kemiren küçücük kurtçuğun o devasa çınarı mantarlaştırdığı gerçeğini yastığa başını koyduktan sonra temiz olduğundan emin olduğun midene veya uhrevi anlamda vicdanına nasıl yedireceksin?
sabah sabah klavyede uykusuz ve çaresiz devinip duran parmak uçlarıma üşüşmüş milyarlarca düşüncenin hangi birinin kelimeye dönüşmesine karar veremez oldu beynim... beynimi törpüleyen düşünce heyulasının testere gıygıyı gıcırtısı arasında simultane yazılmış, hiç bir tashih ve düzeltme yapmaya fırsatımın olmadığı bu metinde farkında olmadan dil sürçmesi sonucu ya da kelime kullanımında oluşabilecek benzerlik ve çağrışımların kasıtlı olmadığını vurgulamak isterim. var ise sürçme affola...
|
|