Pasiflora
Kurşun ruhumdan sekti… Rakıya ise biraz su katılmış…
Yeterince şair mevcuttu masada… Tabağındaki cümleleri bitirenlerden biri seslendi;
“-Hey saki! Şiirlik kelime kalmamış…
Acele donat soframızı yalan-dolanla…”
Nikotinli bir suskunluğu içlerine çektiler diğerleri… İki kelam etmesem olmazdı;
Hiçe sayılıyor nüfusu hızla artan benliğim
Dünyanın yüküne eyvallah da
Çıplaklığın ağırlığını taşıyamaz haldeyim..
Sol omzumdaki meleği şaşırtıyorum günahlarımla.
Aynanın mahcup bakışlarına aldırış etmeden
Gitmek eylemini üzerine giyiyor kimsesizliğim
Çekidüzen veriyorum attığım adımlara
Soğuk terler boşanıyor sokağın ensesinden
Zindan kokan fikirlerim..
Ayaklar altına alınırken eprimiş kaldırımlarda
Vazgeçiyorum ecelimin adresini değiştirmekten
Leş kavgalarında tartaklanıyor bedenim
Tavında dövülüyorum hatta..
Bana vaat edilen gül bahçesinden göçmeye zorlanırken
Meczup bir dilenciye bağışladığım gözlerim
Kusuruna bakmıyorlar kimsenin
Eğer etle tırnağı birbirinden ayırmaya kalkışmamışsa
“Şehirler de sürgün edilir mi?
Bir ev sahibini terk eder mi ya da…
Neden hep başkası gibi bahsediyoruz yalnızlıklarımızdan…
” Masadakiler, sandalyelerin omuzlarına astıkları ceketlerini usul hamlelerle koltukaltlarına yerleştirerek iyi geceler dilediler meyciye...
Hislerine sansür uyguluyorlardı besbelli… Ağzımı bıçakla açtım;
Arsız damarlarımı baştan sona arşınlayan Pasiflora ..
Zaman aşımına uğratmıyor koynumdaki hiçbir geceyi
Telkinle yatıştırılırken göğ(s)ümü kasıp kavuran fırtına
Güneşi alnından öpüyor Ay..
Yıldızlar hemen şahit yazdırıyorlar kendilerini
Asırlardır yargıda bekleyen bu sürüncemeli aşk davasına
Dile kolay!
Tenimde biriktirdiğim dalga cesetleri
Fersah fersah derinlerime gömülüyor her gözyaşımda
Çözüyorum denizatlarımın dizginlerini
Zehir zemberek sözlerime içerleyince Marmara
Öfkeyle kapatıyor bana bütün maviliğini
Hayallerim suya düşerken sarıldığım yılan
Alay ediyor pusulasız duygularımla
Ne yapayım gömlekle falan kandıramıyorum deliliğimi
Yüreğim çıkmıyor aklımdan!
Annemin (k)ağıttan gemilerini batıran korsanlara
Savaş ilan ediyorum bileyerek körelmiş kalemimi
Düşünün kılıç bile ayrılmıyor kınından..
Nasıl anlatırdınız bileğinizdeki o usturuplu yaralara
Harflerin kanını akıtma cüretinizi
Böyle vakitlerde ellerim sanki düşman
Keza dikiş tutturamıyorum işlediğim cinayetin ipuçlarıyla
İlmek ilmek örerken kaderimi
Kıskıvrak yakalanıyorum saklandığım yanlarıma..
Delil sayılmayınca Tanrının vücudumda bıraktığı parmak izleri
Tedbir konuluyor özgürlüğüme mahkeme kararıyla
Suç kayıtlarına faili meçhul olarak giren intiharımın ardından
Adalet sağlanıyor iç hukukumda..
Yürürlükteki tüm cümlelerim hükümsüz şimdi..
Ve 40 W lik ampul söndürüldü “Hadi kalk!” manasında… Doğruldum kadehin devrilişine müteakiben…
Haber kaynakları tarafından doğrulanmasa da dün ben o masada bir hayli öldüm…
Özgür Gümüşsoy
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: Gül Dalı
Okunma Sayısı: 38
Yorum Sayısı: 0
Eklenme Tarihi: 04/07/2009
Kategorisi: Aşk şiirleri
