bir felaket sonrası gibi... yerde yüzlerce ceset... çok dikkatli bakmadan seçilemiyorlar ama yanlarına gittiğimizde "coçuklar" olduğunu görüyoruz... minicik çocuklar; elleri, parmakları, yüzleri minicik...cansız bedenleri sanki üstlerinden tüm dünyanın sel suları akıp geçmiş gibi, sanki dünyanın tüm çamurlarına bulanmışlar gibi, toprak renginde ... öylece sere serpe tek sıra halinde sırt üstü uzanmışlar... her yer çamur ve karanlık... aydınlatan gülüşlerinden eksik...ölüm tarlasına serpilmişler gibi...
tek tek, önce yüzleri ile kafalarını, sonra o minicik pamuk ayaklarını bağlıyorum bezlerle... beyaz ki en temiz renk saflıklarını simgeleyen, renklerin en asili... ve en çabuk kirleneni...nasıl da iğrenç durabiliyor şu kefenimsi de... en son üstlerini bir bir buçuk metrelik parçalarla sarıp sarmalayıp taşıyoruz iki kişi, iki kişi, bir bir minicik bedenleri... minicik...
...çamura, toza bulanmış... ama rengine ihanet, yağmur sonrası bile kokmayan.... veriyoruz topraga bir bir ... eker gibi...
sonradan düşündükçe de araf' ı anımsattı... /22.07.2003 saat : 06.00