Savaş Ay - Yalnızlık Üzerine Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum.
Zili çalmalıyım ve sen açmalısın kapıyı.
"Hoş geldin canım" deyip boynuma sarılmalısın.
Uzun uzun öpüşmeliyiz kapı aralığında,
El ele tutuşup içeri girmeliyiz.
Sen bir çırpıda sıralamalısın,
Belki de en fazla üçü önemli otuz beş, kırk haberi.
"Sular yoktu bütün gün biliyor musun" demelisin mesela,
"Yemeği ocakta unutup yakmamış mıyım pilavın dibini,
Sonra da tüp gaz bitti alay eder gibi" demelisin mesela.
Adları da saçları gibi hep birbirine benzeyen ortaokul arkadaşların,
Çat kapı yapmış olmalı aniden ve öğlen.
Annen aramış yakında geleceklermiş, bana da selam söylemişmiş,
Olmalı mesela.
O kadar işinin arasında camları da silmiş, sevinmiş olmalısın.
"Eskilerini eskiciye verdim, o eski mintanları filan" demelisin.
Plastik mandal, leğen birde faraş almış olmalısın karşılığında.
Bir gündüz yayınında faydalı on şey öğrenmiş olmalısın.
Çıkmayan lekeleri kolayca çıkarmaya,
Şarap şişelerini kolayca açıp o şişelere mumlar damlatarak
Dekor yapmaya bir dolu faydalı şeyler.
Ve mutlaka "yaa öylemi olmuş...!!" diyeceğin haberler vermeliyim sana.
Süratle beni kızdıracak bir şeyler yapmalısın.
Ben zaten seni kızdıracak bir sürü şey yapmış olmalıyım dışarıda.
Gözüme bakıp anlamalısın yediğim herzeleri.
Sen anlamazlıktan gelmelisin yine de.
Usulca utanmalıyım.
Anladığını, anlamazdan gelmeliyim.
Anladığını, anladığımı anlamamalısın.
Bu küçümen oyun böylece sürüp gitmeli bir vakit.
Ben yine her zamanki gibi;
Yarın rejim yapmaya, spora başlamaya,
Sigarayı artık bırakmaya karar vermeliyim.
Sen birkaç güne kadar bir iş bulup artık çalışmaya,
Bir ev bulup oraya geçmeye, hayatına bir çeki düzen vermeye
Karar vermelisin.
Çay koyyy...!!!
Bunu yine ben hatırlatmalıyım.
Radyo yine tuhaf şarkılar çalan bir gavur kanalına ayarlı olmalı,
Televizyon yine senin kanallarına kilitli,
Ve kül tablaları, çay tabakları yani, firar etmiş olmalı ortalıktan yine.
Gözlerinde güzellikten başka bir şey yokmuş gibi,
Sıkıntı yüklü, sorun yüklü bakışları görmemeliyim.
Sevgimin büyüklüğü her şeye yeter sanmalıyım.
Hiçbir bunaltını anlamayacak kadar dangalaklaşmalıyım.
İkide bir sözlerini kesip, çocukluğunun, saflığının, yalınlığının sularını kurutup
Ciddi, vakarlı kerametli konulara davet etmeliyim seni.
Ve bir gün, bir gün
Çekip gitmelisin evden.
Gitmenle anlamalıyım bu ev sevdasız olana bol gelir.
Yürü yürü bitmez koridorları.
Bu evin manzarası karanlığa göz kırpar.
Bir başına yaşayanlara köpekler bile havlamaz bahçede.
Çay pişmez, yemek yenmez, sigaranın bile tadı kaçar.
Dışarıda itiş kakış kalabalıklarda yiter gider evin sahibi.
Kendini arayıp bulamaz.
'Merhaba'ların da anlamı kalmadığından kimselere selam verip almaz.
Denizde, karada, yatakta hiçlik solukları alıp verir.
Bir şiirin dizeleri okunur kitapta,
Şair sanki bilmiş de demiş gibi:
"Düşmesin bizimle yola evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir
gibi taşıyanlar, çekilsin yolumuzdan kendi kabuğunda yaşayanlar"
yazmıştır.
Şiire de, şaire de, hayata da kızılır.
Kapının önüne gelinir,
Alışkanlık icabı kapı çalınır.
Yalnızlık pusuya yatmıştır içerde.
Duyar ama açmaz kapıyı.
Neden sonra hatırlarsın, anahtarını çıkarırsın.
Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum ben.
Yalnızlığını sevmiyorum.
Ben yalnız, ben yalnız
Seni çok ve çok
Ve çok
Seviyorum !
SAVAŞ AY
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: Papatya
Okunma Sayısı: 215
Yorum Sayısı: 1
Eklenme Tarihi: 14/05/2009
Kategorisi: Şiir Arşivi
