Sevda Yasağı BASLATaşk, sevgi, romantizm, şiirleri, yazıları, resimleri, yazısı, fotoğrafları, mesajları, kitapları, sözleri, eserleri, sms, smsleri

 Gönülçelen Ailesi MSN'de! Listeye katılmak için tıklayın. Sohbet odasına yönetici başvuruları
MSN'de Gönülçelen'i kullanmak için geniş anlatım.
Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Sevda Yasağı
Yazar Mesaj
my_angel89 Bayan
σ gι∂єη∂ι вєηѕє кαℓαмαуαη.

Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 6,334
Şehir: Eskişehir
Ruh Halim: Zararsiz
Durum: Çevrimdışı
Mesaj: #1
Sevda Yasağı
Ne çok şeyi paylaştık seninle, kimi gün güldük, kimi zaman ağladık. Göz yaşlarımız birlikte aktı. Kahkahalarımız çınladı ortalıklarda.... O zamanlar paramız yoktu belki, ama mutluyduk değil mi?

O soğuk, hırpalanmış sonbahar günü seninle aynı hücrede işkence görüyorduk cellatların eliyle. Ve şehir ardımızda duman altı bir meyhaneydi sanki. Oysa biz seninle, büyük ve küçük turlarında hayatın, çağla tadında sevdalardaydık. Ve ben Diyarbakır’ Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz. a çiçeklenmiş erik ağaçları, papatyalar ve çamlar gibi, yeşermiş kırların göğsünde bir derin uykudaydım. Bilmezsin… Her şey, grinin o en kasvetli, o en ağır tonlarındaydı, aylar boyu. Ne gök ve deniz mavi, ne ağaç yeşil, ne de vapurlar beyazdı. Grimsi maviler, grimsi yeşiller, grimsi kırmızılar ve çamur kıvamında hasretler sarmıştı etrafımızı. Sevdaya, dostluğa ve umuda böylesine bulaşmışken, birden cellatların cop sesleri hüzün salmıştı sessizce öpüştüğümüz geceye.

Oysa bir tek sen, sadece sen, yalnız siyah ve yalnız beyazdın. Denizin mavi köpüğü, yaprağın yeşil gözleri ve akşam güneşinin içime dolan ılık kanı, senin avuçlarındaydı. Saçlarında Diyarbakır’dan gelen şafak rüzgarları, gözlerinde toprağa koşan suyun coşkusu ve teninde aklımı başımdan alan bir çiçek kokusu…

Bir sabah vakti yalan dünyaların karanlık yollarında bulup da seni, yol verince aşka, işkenceli dertlerimden sıyrılarak, yelken açmıştım cellatların olmadığı uzak diyarlara.
Hücre duvarlarından ışık sızar mı söyle bana? Söyle gülüm, kanlı bedenlerden dağılır mı yanık kokusu. Şimdi böyle karanlık odamda oturmuşken bir başıma, resimlerinden bu yana esiyor bahar rüzgarı. Ve bu dört duvar arasında, maviye çalan kızıl ışıklar dolanırken, sanki şehrin pamuk tarlalarında güneş doğuyor…

Ama ne olur bir daha arama…
Arama beni bu diyarda… Arama, içinde batık gemiler gibi sakladığın eski sevdaların buruk anılarında… Senin okuduğun kitaplarda geçmez benim adım… Bir akşamüstü caddede yürürken, ansızın rastlayamazsın bana. Oturduğun semte uğramadım. Gözün kapalı yürüdüğün sokaklardan geçmedim bile. Gördüklerini görmedim, duyduklarını duymadım… Beni, arama avuçlarında. Ellerim ellerine, gözlerin, gözlerime uzak duruyor bedenimde… Sesin, akşam meltemiyle uzaklardan gelen bir türkü… Ve ben, İstanbul’un bir ucundan bağırırken karmaşanın ortasına doğru, sesim, yankısı gibi yabancıydı bana…

Rüzgarlar…Beni bilen, beni ağlatan… Avuçlarıma buruk hüzünler bırakan. Ve giderken çocukça sevinçlerimi alıp götüren…Yani ben kokan rüzgarlar, saçlarını okşamadı hiç. Yakandan girip, koynundaki baharda uykuya dalmadı… O rüzgarların sakin denizlerden koparıp, önüne kattığı dalgalar, oturduğun şehrin rıhtımlarına vurmadı… Ve sen bir kez olsun, ansızın nedensizce dönüp ardına bile bakmadın.

Benim öyküm yağmurlarla başladı… Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz. üşen ilk yaprakla, kırılan bir fidanla, biten bir sevdayla…Başlar öyküm, güneş bir daha dönmeyecekmiş gibi, dağların boynuna sarılıp veda ederken. Ağlara takılır kalbim, vurulur ceylanlar gibi sevinçlerim, bir kahpe odada işkence görürken. Yürür gece. Yürür kara bulutlar. Ve benim öyküm, dört duvar işkence odalarının ıssızlığında başlar.

Adını yazmaz kalemim. Gözlerinin rengini görmez. Kokunu duymaz. Sevdamı umursamaz. Hayalin, şiirlerime satır, hikayelerime konu olmaz… Bilmezliğinden değil elbet… Yorgunluğundan, kırılganlığından…Ak kağıtlara kanayan yıllanmış yarasından…
Arama beni kendi öykünde. Güneşin geceyi, suyun ateşi araması gibi imkansız bir hevesti benimkisi.

Ayaküstü aşklar dünyasında, benim karakalem sevdamı arama.
Hani, yollarını kar kapatır uzak köylerin. Geceleri bembeyaz karanlıklar yürür üstüne. Bağıramazsın…. Dağdan aç kurtlar gibi iner, ölümü bekleyen mahkuma. Ve o umut dediğin sihir, mavi bebeğin gülümseyişinde gizlidir. Gözyaşın akar içine… Anlatamazsın… Anlatamazsın, kurda kuşa vatan hasretini… Susarsın, kabullenerek çaresizliğini… Sonra sevinçler terk eder sessizce rıhtımları…

Hani, elin ayağın bağlanır, gülüm. Kalırsın gecenin ortasında. Her şey gömülüdür, soğuk bir odanın ıssızlığında. Her şey o an uzaktır ellerine. Ve her şey yoğun bir gölgenin karanlığında gizlidir. Bahar esintileri ararsın, sigaranın yüzüne vuran dumanında. Yumruk yemiş gibi yığılır kalırsın… Özlemler sarar kalbini… Dilinin ucuna gelir. Anlatamazsın…

En derinlerinde saklıdır kalbimizin, isimsiz hasretler…Kalabalık caddenin ortasında… Kimsenin kimseyi fark etmeyişinde… Yetim çocuklarının vitrinlerdeki oyuncağa bakışında… Işıklı parlak kentlerin zifiri karanlığında… Bir gecekondu penceresinde açan menekşede…Ve limana bir daha dönmeyecek, gemiye sallanan mendillerin neminde gizlidir. Bir de yitik sevda sözlerinin yankısında.

Sen gelirsin, mevsim döner. Bulutların rengi, sigaranın tadı, rıhtıma vuran dalganın sesi değişir. Saçlarımda bahar, ellerimde kır çiçekleri… Gözlerim dalar mavi ufuğa. Belirsiz hasretler, anlamsız sevinçlere döner… Gülüm, şu sevda dediğimiz, hücredeki yalnız mahkumun gözyaşlarıdır aslında…

Ve şimdi ben, böyle kaygılı, böyle suskun ve yalnız, sabahı beklerken odamda. Ansızın çalacak telefonun sesinde, vurulacak bir kapı beklentisinde, bu şehri terk edip gitme düşüncesinde, o isimsiz hasretlerin en koyu rengine bulanmaktayım…

Benim çocukluğumda gece yarısından sonra dışarı çıkılmazdı. Yasaktı… Sıkı sıkıya yönetimlerin karanlığında, tomurcuk güller kuruyordu. Diyarbakır’ Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz. a darbe günleriydi. Bağlar semti, hiç bu kadar bulanık olmamıştı. Bilmiyorduk, duymuyorduk, görmüyorduk… Ama bir yerlerde gencecik fidanlar soluyordu. Üstelik aylardır adamakıllı kar da yağmıyordu. Kış bile kendinden utanıp, soğuk ellerini çekmişti o yıllarda şehirden. Gelip geçici atıştırmalardan sonra tutmuyor, kar sanki yerde durmak istemiyordu.

Oysa ben, bahara yaklaşan o günlerde, bembeyaz elbiselerini giymesini bekliyordum mevsimin. Maviye ve beyaza hasrettim. Hapisliğimiz bitecek gibi değildi. Sürekli karanlıkta kalıyorduk geceleri. Kömür sobası, kızıla boyarken odaları, ben hücremde gün batımlarını özlüyordum. Annem, sabahları yakacak odun bulamazken ve sıkı sıkıya sarılınca kardeşlerim yorganlara, cellatlar ülkeme ihanet etmemi istiyordu benden. Ama benim ne ihanet edesim vardı ne de gülesim. Tükürdüm yüzüne fahişe celladın. Yalnızca ağlıyordum onurluca. Haritasız yürek defterlerinin karelerinden rotalar çizip, uzak yollara düşüyordum. Lice’den alıp atımı, aşkımı arkamda bırakarak, dağlara vuruyordum kendimi. Aşk, sevda, deli yürek, artık ne varsa…

Lice’den ayrılan sadece atlardı aslında. Karanlığın ortasında ansızın çıkıp gelen, bu kirlenmiş mektup zarflarına benzeyen bakımsız atlar, kara haber gibi yanaşıyordu dağlara. Atlar üzerinde kaygılı yüzleriyle insanlar, en iç ceplerine sakladıkları ve şehirden getirdikleri acı öyküleriyle, dağlara yürüyorlardı. Yalnızlardı, çünkü beraber yürümek yasaktı…
Kar gecenin bir saati ansızın bastırıyordu. Ve her şeyi bir karış kar kaplıyordu. O günlerde Arap kızları değil, biz çocuklar bakıyorduk camlardan. Ama gülmüyorduk…Evlerde pencereye çıkmamız da yasaktı. Dışarıda babam, içeride gardiyanlar koyuyordu yasakları. Perdelerin arkasına geçip, gizlice ağlıyorduk sokaklara bakarak. Bazen izin kopartıp evin önünde oynuyorduk… Ama en fazla 10 dakika. Yasakların başlamasına bir avuç mutluluk kala, dış kapıdan babam beliriyordu.

Herkes kardan adamlar yapıyordu. Oysa ben öylesine sıkılmıştım ki adamlardan, yalnız kardan çocuklar yaratıyordum. Zaten yedi yaşında bir çocuğun güce neye yeter ki? Kardan küçük insanlar, kardan sevgililer… Ama hep yarımdı bedenleri. Bir kurşunun yüreğimizi delip geçmesi gibi ansızın saat vuruyordu on ikiyi. Kardan çocuklarım, önlüklü usta ve korkunç ellerin bıçak sallayışla, rahimden kopartılan bebekler gibi kalıyordu öylesine. Elleri yoktu, ayakları yoktu, dudakları yoktu… O günlerde içimizde yeşeren tüm çocuksu duygularımız, saf tertemiz sevgilerimiz, denizler kadar büyük güvenlerimiz ve bahar kırlarında gelen sevinçlerimiz bir bir kürtajlandı… Bize yalnız buruk acısı ve ömür boyu taşıyacağımız izi kaldı…

Sabahları kar gitmiş olurdu. Kardan sevgililerimi de yanında götürerek. Gidiyordu ve biz kalıyorduk odalarımızın karanlığında.

Sonra her kar yağdığında ben her şeyi bırakıp bu biçimsiz sevgilimin sadece gözlerini yerleştirmeye başlardım yüzüne. Kolları, ayakları, ağzı ve burnu olmasa da olurdu. Yalnız ama yalnız gözleri. Çünkü sadece buna zaman vardı. Zaten ayaklarına gerek yoktu, yürüse yakalayıp atarlardı bir hücreye. Kolları yoktu, çünkü elinde bir şey gelmezdi. Ağzı yoktu, söylenecek her şey söylenmişti, ya da dinleyen yoktu. Kulakları da yoktu, hem anlatacak neyim vardı ki… Burnu yoktu, çünkü sadece barut, kan ve sinsi bir ihanet kokuyordu her şey… Soğuktu bedeni. Annem atkımı çıkartmama izin vermiyordu… Ne beremi ne de paltomu…Sarıp ısıtamıyordum onları……

Sadece gözleri vardı. İki karanlık, iki kederli göz bebeği. “Kör olmada gör beni” derdim sanki. Gör bizi. Bu karanlığı, bu yalnızlığı, bu solgun yüzümü gör. Çünkü sabah olmayacaksın. Sabah ben uyandığımda gitmiş olacaksın. Arkadaşlarının yanına döndüğünde, anlat gördüklerini. Anlatabilsinler, bu şehirde olup bitenleri. Bilsinler ki sabah vakti yağsınlar. Ve gece saat onikiyi vurana dek, kar topu oynasın çocuklar… Kapatın yolları, donsun denizler. Vapurlar gelmesin, ya da ben koşarak çıkayım buzun üzerinde bu şehirden. Kardan çocuklarım büyüsün, kardan sevgililerim sarsın beni. Ve ısıtayım ellerini…

Erirken, kömür gözlerinden kara bir yaş akıyordu göğsüne. Ve anladım ki, yalnız beyaz umutlar ve saf mutluluklar kara göz yaşları döküyordu bu şehirde… Ve onlar bu yüzden bir daha hiç gelmediler… Ağlamak yakışmazdı çünkü kar beyaz sevdalara…

Babam aldı gene beni içeriye… Ama hiç kimse bilmez. Bir yanım kaçtı evden… O en çocuksu mutlulularımı, özlemlerimi ve insanlara olan sonsuz sevgimi de alarak yanında. Çünkü o, hiç bir şey bu kadar kötü olamaz diyordu. Hiç bir mevsim bu kadar kara, hiç bir dönem bu kadar acımasız olamazdı. Koşan çocuklara kimse kurşun sıkmazdı ona göre.
Bir yanım o gece alıp başını kar topu oynamaya ve imkansız sevgilinin bedenini tamamlaya gitti. Ellerini, dudaklarını, saçlarını yerlerine koymaya… Atkısını boynuna dolayıp, eldivenlerini giydirmeye. Ve ısıtmaya kalbini, erimeyen beyazlığının…

Karanlığa doğru koştu…Bir düdük çaldı, bir kurşun namludan fırladı… 30 yıl oldu… Ve ben onu bir daha hiç görmedim…

Seninle dün akşam yürüdük Diyarbakır’ın hüzünlü sokaklarında Ne atkını almıştın yanına, ne bereni. Üşümüştü ellerin. Tuttum ısıttım ellerini. Atkımı vermek istedim, ya da beremi. Sarıldım beline. Saçlarından bahar doldu göğsüme. Gözlerinden öptüm.

Yine de, seni gece onikiye doğru bindirip dolmuşuna, uğurlardım… Gitmen gerekiyordu. Benim de. Başkalarının koyduğu kurallara göre yaşıyoruz gene… Sevgiliye, gece yarısında sonra sevda yasağı bitmedi bir türlü.
my_angel89 diyor ki:
Yaşamı anlamaya başladığın andır durabilmek ayak üstünde... Sorun bu zaten ... Başkasıyla olmak, başkasının olmak değil. Kendi başına başkasıyla, başkasıyla kendin olmak... (?)

Bazen Susmak Gerekiyormuş, Bazen Bomboş Bakmak Gerekiyormuş Hayatın Yalanlarına;
Anlamaya Çalışmak Saçmalık... Anlamadan Yaşamak Gerekiyormuş .
Zaman Değilmiş Gideni Geri Getiren; Aslında Zamanmış Var Olanı Götüren.
Ama Bazen...!Unutmak Gerekiyormuş,UNUTULMA Pahasına...


Her sözümüz dudaklarda gülüş oldu.Dönmek ihtimali yok artık, o gülüşler düş oldu"
30-12-2007 20:58:29
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Adı Özlem Oldu , Çocukluk Anılarımızın... Eftelya 1 30 16-11-2008 07:48:44
Son Mesaj: nazli***
  ateş ile su bzeyagmur 4 112 08-09-2008 17:03:13
Son Mesaj: öf öf öf öf öf
  Verdiğin Acılar İçin Şükürler Olsun Papatya 0 94 21-05-2008 09:21:31
Son Mesaj: Papatya
Sad Doğum Günün Kutlu Olsun Esmer_Ketchup* 13 166 26-04-2008 11:37:04
Son Mesaj: Esmer_Ketchup*
  Hiç Gününüz KutLu oLsun...! Eftelya 8 103 28-03-2008 12:48:26
Son Mesaj: özlemm
Sad Özlem SusquN 0 165 25-03-2008 11:53:21
Son Mesaj: SusquN
  hangi renk neyi ifade ediyor? mirio 3 164 15-02-2008 14:35:39
Son Mesaj: özlemm
  Darağacım Olsun Kirpiklerin my_angel89 5 68 24-12-2007 12:14:20
Son Mesaj: my_angel89
  ıslak sokaklar şahidim olsun ...Kırlanqıc... 4 67 24-12-2007 11:46:07
Son Mesaj: YELLOW SUG@R
  Hangi Gerçeğin Ardına Sıgınacığını Bilmez Bazen İnsan... my_angel89 0 68 22-12-2007 05:40:52
Son Mesaj: my_angel89
  NEYDİ İÇİMDEKİ KARANLIĞIN ADI??? yalan 6 105 24-10-2007 07:53:11
Son Mesaj: yalan

Forum Atla:

İletişimGönülçelen.NetYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi
1 2 3 64 131 266 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 286 283 284 285 287 288 289 290 291 292 293 262 264 267 263 294 295 296 297 298 4 255 256 5 6 7 251 8 71 260 75 72 73 74 76 77 78 79 80 81 82 83 84 9 10 12 14 13 17 18 16 236 11 15 19 20 21 42 43 44 45 55 28 22 27 95 31 30 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 63 233 52 103 234 248 46 48 125 47 49 50 261 85 86 87 88 89 90 91 141 23 24 25 129 133 132 134 26 253 100 220 232 235 92 29 110 93 96 94 97 98 99 126 128 101 65 66 67 68 69 70 130 146 147 148 149 150 151 212 213 214 209 221 222 223 224 225 226 117 118 119 120 121 122 123 124 102 104 105 106 107 108 109 145 111 112 113 114 115 116 127 56 57 58 59 60 61 62 51 53 54 252 185 186 210 187 211 188 215 216 217 218 219 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 230 231 152 184 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 178 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 179 180 181 182 183 227 237 243 238 239 240 241 242 244 245 246 247 250 142 143 f1 f2 f3 f64 f131 f266 f268 f269 f270 f271 f272 f273 f274 f275 f276 f277 f278 f279 f280 f281 f282 f286 f283 f284 f285 f287 f288 f289 f290 f291 f292 f293 f262 f264 f267 f263 f294 f295 f296 f297 f298 f4 f255 f256 f5 f6 f7 f251 f8 f71 f260 f75 f72 f73 f74 f76 f77 f78 f79 f80 f81 f82 f83 f84 f9 f10 f12 f14 f13 f17 f18 f16 f236 f11 f15 f19 f20 f21 f42 f43 f44 f45 f55 f28 f22 f27 f95 f31 f30 f32 f33 f34 f35 f36 f37 f38 f39 f40 f41 f63 f233 f52 f103 f234 f248 f46 f48 f125 f47 f49 f50 f261 f85 f86 f87 f88 f89 f90 f91 f141 f23 f24 f25 f129 f133 f132 f134 f26 f253 f100 f220 f232 f235 f92 f29 f110 f93 f96 f94 f97 f98 f99 f126 f128 f101 f65 f66 f67 f68 f69 f70 f130 f146 f147 f148 f149 f150 f151 f212 f213 f214 f209 f221 f222 f223 f224 f225 f226 f117 f118 f119 f120 f121 f122 f123 f124 f102 f104 f105 f106 f107 f108 f109 f145 f111 f112 f113 f114 f115 f116 f127 f56 f57 f58 f59 f60 f61 f62 f51 f53 f54 f252 f185 f186 f210 f187 f211 f188 f215 f216 f217 f218 f219 f189 f190 f191 f192 f193 f194 f195 f196 f197 f198 f199 f200 f201 f202 f203 f204 f205 f206 f207 f208 f230 f231 f152 f184 f153 f154 f155 f156 f157 f158 f159 f160 f161 f162 f163 f164 f165 f166 f178 f167 f168 f169 f170 f171 f172 f173 f174 f175 f176 f177 f179 f180 f181 f182 f183 f227 f237 f243 f238 f239 f240 f241 f242 f244 f245 f246 f247 f250 f142 f143
Sivas Msn Adresleri Msn Nickleri