SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR... BASLATaşk, sevgi, romantizm, şiirleri, yazıları, resimleri, yazısı, fotoğrafları, mesajları, kitapları, sözleri, eserleri, sms, smsleri

 Gönülçelen Ailesi MSN'de! Listeye katılmak için tıklayın. Sohbet odasına yönetici başvuruları
MSN'de Gönülçelen'i kullanmak için geniş anlatım.
Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR...
Yazar Mesaj
Mustafa CİLASUN Erkek
Üye

Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 17
Rep Puanı: 75 - Rep ver
Şehir: Kayseri
Ruh Halim: Olgun
Durum: Dışarıda
Mesaj: #1
SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR...
İçimi Sızlatan Ne Acıydı!

Sendelediğim yıllardı!
Sevgili babam, takatinin son demlerini yaşıyordu!

Kolay değil, yorulmuştu!
İhtiyaç sahibi, olmamıza rağmen, emekli olacağım diyordu!

Konu komşu, akraba ve her bir dost, sakın ha!
Emekli olma diyorlardı!

Henüz neyi düşüneceğimi! Bilmediğimden!
Sadece bakıyor ve dinliyordum!

Zavallı babam, öyle hiddetleniyordu ki, ağzından çıkanı kulağı duymuyordu!

Haklıydı belki.

Günlerden bir gün, sefertasıyla! Yemek götürmüştüm.
Babamı, kan ter içinde görmüştüm!

Sümer bez fabrikasında çalıştığından ve çok saf bulunduğundan!

En ağır işi, samimiyetin ve sadakatin anıtı durumunda bulunan babama vermişlerdi!

O yıllarda sürekli bir iş,
Aslanın, midesindeymiş!

Canım babamda, bir vasıf yok!
Cevvallik, asla bulunmuyordu.

Hamiyet ve hakkaniyete düşkünlüğü bilinmiyordu!
Hak ve hukukun! Ne olduğunu kestiremiyor!
Zavallı babam, her ne derlerse, öylece inanıyor ve yapıyordu.

Acıma hissi bulunmayanlar!
Uyanıklığı marifet sayanlar!
Kendi işlerini dahi, fütursuzca!
Gariban babama, yaptırıyorlardı!

Zavallı babam,
Kan ter içinde kalmaz mı?
İşten geldiğinde,
Kahvaltı dahi yapamazdı!

Gelir gelmez uyur ve yatardı!
Oturduğumuz ev, bir odadan müteşekkildi!
Abdesthane, bahçenin en sonundaydı!

Bir zaman sonra dolan, fosseptik çukuruna!
Bir temizlik yapmak gerekmekteydi!

Çatık kaşlı büyük babam, belediye yerine! Zavallı babama talimat yağdırırdı!

Naçar kalan babam, Yarı uykulu kalkardı!
Bir bizlere bakardı! Ve birde fosseptik çukuruna!

Başı önüne düşerdi!
Öylece kalakalırdı!
Annem, haydi efendi, babam kızar derdi!

Babam, sana da, babana da diyerek, bazen sallardı! Dayanamazdı.

Sendeleyerek kalkardı! Ağır ve aksak, Çukurun yanına varırdı!

Eline verilen bir teneke, doldur ve boşalt komutundaydı!

Çilekeş babam, naçardı! Çocuklarının hatırına, hep yapardı!

Bir gün abdest haneye gittiğimde, kömürlüğün önünde bir miktar para gördüm.

Öyle oldum ki, sevinçle doldum!
Eğilip aldım, etrafa baktım.
Gören kimse olmayınca, usulca, cebime koydum!

Sessiz ve derinden,kimseye haber vermeden,sokağa daldım! Bir solukta, süratle koşarak, bakkalda yerimi aldım!

Bir miktar fıstık ve birde, şeker sucuğu aldım! Birazını yedim ve doğruca, fabrikanın yoluna koyuldum! Babama vermeliydim, bunları, En çok o hak ediyordu!

Arka sokaktaki mahalle komşumuz Derviş amca!
Hayırdır, bu saatte nereye diyerek, ahvalimi soruyordu!

Babama gidiyorum, ona yiyecek götürüyorum!
Öylemi aferin.

Sen oraya kadar yorulma!
Ben onun yanına gidiyorum,
Sakın merakta kalkma!

Senin aldıklarını, kendisine teslim eder, anlatırım dedi! Peki dedim, ona inandım, nede olsa koskoca bir amcaydı!

Sevinçle hemen yanından ayrıldım.
Hayal etmeye başladım!

Yiğit babam, kim bilir nasıl sevinecek diye merakının hazzıyla yutkundum!

Eve doğru geldiğimde, ablam arkadaşıyla beni arıyormuş!

Azar işittim ve ne olduğunu, Merak ettiğimden sordum!

Ketum kesildiler, dudakları, Dahi hiç kıpırdamıyordu!
Ters giden bir şeyler olduğunu, İdrak ediyordum!

İliklerime işliyordu! Odaya girdim ki, annem çok celalliydi!
Bileğimden tutar tutmaz, alaşağı etti, biraz çırptıktan sonra!
Nihayet, sual etmeye başladı! Her şeyi, olduğu gibi bir solukta!
Anlatıverdim korkusuzca, Derviş amcayla gönderdim babama!

Dedim, fakat annem ablama, bunu hemen götür bakkala! Diyerek, kesin bir talimat verdi! Bakkalın söylediklerine inanacaktı! Şükürler olsun ki, bakkal, Amca merhamete geldi! Ablama çocuğun bir suçu yok, Olduğu gibi doğru dedi!

Nihayet yeniden evimize geldik ve anneme bilgi verdik! Annem yeniden çırpmaya başlamıştı, Canım çok yanıyordu! Gözyaşlarım, yanaklarımdan
Teklifsizce akıyordu!

Kim bilir, artık ağlayamamam,
Sinemin kireçlenmesindendi!

O bulduğum para, annemin, taksit parasıymış! Nerden bilirdim, hiç bilseydim, bunları yaşar mıydım? Hayatımda, ilk kez denk gelen parayı, nasıl harcamalıydım! Hiç mi babamı sevindirecek, Bir eylem yapamazdım!

Çilekeş babam, eve gelmişti ona bakıyordum! Hiçbir ses çıkmadı!
Yatağına, yatmaya yöneldi!

Dayanamadım,
Yutkunarak sordum.
Baba sana! Derviş amcayla, fıstık,
Ve şeker sucuğu yollamıştım!
Aldın mı? Babam garip bir şekilde bana baktı!

Neden bahsettiğimi,
Sanki hiç anlamamıştı!
Yeniden denedim!
Baba sana… Göndermiştim!

Babam yüzüme bakma gereğini duymadan yatağına uzandı ve yattı!

Duygulandım!
Yorganı kaldırdım!
Baba aldın mı?

Babam ısrarım karşısında dayanamadı!
Gözlerini açarak bir kez daha baktı!
Biraz durakladı! Daha sonra beklediğim meramı!
Bir çırpıda, ben öyle bir şey almadım la noktaladı!

Bir anda içim kan ağlamıştı yüreğim dağlanmıştı!
Amca dediğimiz komşular! Böyle yapmamalıydı!
O an, o kadar kızmıştım ki, Acıma hissim, Hasara uğradı!
Artık amcalara! Ön yargılarımla bakıyordum!

Derviş amca terki diyar etti fakat ben ona hakkımı! hala
Helal etmiyorum!
Çünkü!
Güven duygumu çalmıştı!


Mustafa CİLASUN
Sokak arasında gezerken!


Böyle zamanlar da her ne hikmetse yerlerde bezene yapraklar ilgimi çekerler. Oysaki bir zamanlar onlar ağacın, dalın vazgeçilmez zenginlikleriydi.

Zaman geldi ve yapraklar en severek tutundukları, dalları bırakmak sonunda kalıyorlardı.

Çaresiz ve sessizliğin eşiğinde ne kadar tutkunlardı, hazzın, ahengin, zevkin, güzelliğin, etkilenmenin esin kaynağı olmalarının vakti gelmişti işte.

Öncelikle zaman ve mekânın sahibi bir zaman dilimi içinde şekillendirmişti her şeyi yeraltı fabrikasının harika diyarında.

Oldukça basit gördüğümüz, toprak, su ve güneş ne muazzam bir sermayedir.

Ekilen, büyütülen, biçilen hasat zamanı, hazanın da beklediği vakit olmuştur.
Ne yapsın hayat devan ediyor. Bir boşluğa müsaade etmiyor. Bir diğeri yerini alıyor.

Eğildim sokağın artasın da mahzun bir şekilde akıbetini bekleyen yaprağın yanı başına.

Parmaklarımla okşadım onları. Sevgi kokuyorlardı. Vefayı anlatıyorlardı. Metaneti vurguluyorlardı. Sabrı soluyorlardı. Vuslatı biliyorlardı.

Oysaki yalnızca sararan ve kopan bir yapraktı.
Rüzgârın esintisine dayanacak takati kalmamıştı.
Takati tükenmişti.

Ve en sevdiği yârinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Çaresizdi. Biganeydi.

Yüreğinin acısı o kadar şiddetliydi ki, bu durumun hissedilmemesi açısından yumuşaklığa ve yerlerde çamura, toprağa bulanmaya vermişti kendisini.

Adeta bir divane gibi…
Bir sazende gibi…
Bir aşkın figanesi gibi…

Avuçlarımla kucakladım onları, yeniden koklayarak akıbetlerinin hayır olmasını diledim.

İçlerinden birkaç tanesini güzelce mendilimin katlarında yatırarak, ceketimin koyun cebine koydum.

Bu güzel yapraklar bana o kadar güzel manalar yüklüyordu ki, aldığım haz tarifsizdi. Alıp götürüyordu uzak diyarlara…

Aşka, sevdaya, hasrete, vefaya, dostluğa birçok unutulan nice güzellikleri bir kez daha dalınan kopan ve sokaklarda savrulan yaprakla anıyordum.

Ne kadar büyük bir güzellik. Kulağımın zarlarını zorlayan, terbiyeye muhtaç bir sesle irkildim. Bakmak zorunda kaldım.

Bir insan niye bu kadar şiddetli bağırmak zorunda kalır diye. Oysaki sokak oldukça sakin ve tenhaydı.

Adam belliydi giydiği kıyafetten, zavallı biriydi. 1.85 boylarındaydı. Saçları kumral, teni güneşin bereketinden fazlasıyla istifade etmiş görünüyordu.

Belli ki ağzı kurumuş, yutkunuyordu. Etrafına bakınıyor, bir şeyler arıyor gibiydi.

Avını yakalamaya ramak kalmış bir tazı iştiyakıyla sokağın köşesine doğru yöneldi. Koşar adımlarla gitti ve durdu.

Sanki orda kala kaldı. Hiçbir hareket etmiyordu. Kendi haline gömülmüş bir haldeydi. Ben bu durum karşısında yaprağı unutmuştum.

Adamı seyre dalmıştım. Bu insan bir hurdacıydı.

Üç tekerlekli abrasından ve üzerinde ki birkaç hurdadan anlaşılıyordu.
Arabayı da orada bırakmıştı, sokağın köşesine gidene kadar.

Artık meraklanmıştım. Adam niye orada sabit bir şekilde duruyor diye.

Yerimden kalkarak doğruldum, hurdacının yanına doğru ilerledim, yanında durdum. Ne olmuştu acaba, rahatsızlandı mı, ne bileyim işte bitmeyen kaygılar…

İnsan bu olur ya gücümüz nispetinde bir faydamız dokunsun Hak rızası için.

Nihayet anlamıştım. Hurdacının durduğu yerin önünde küçük bir çeşme var.

Ama musluğunu kırmışlar. Boruyu da bir tıpa ile kapatmışlar. İşte halimiz bu maalesef.

Kimi insan geçmişlerinin ruhu için bir hayır işler, kimisi de bu hayrı bir umut olmaktan bilinçsizce çıkartır. Hurdacı arkadaş meğerse suya hasretmiş.

Bir umutla koştuğu suyu bulamayınca elbette bir hayali sukut yaşamış.

Hayat böyle kimine hayır, kimisine de kahırdır. Düşünüyorum istemeden, insanların garipliklerini.

Bir sebil olarak yaptırılan bu çeşme, kim bilir kimlerin kadrine uğramıştır. Her akan su da araba mı yıkanır, böyle amaçsız mı kullanılır.
Bakın bir zavallı insan bu imkândan mahrum kalıyor. Hurdacının bu mahzun hali beni duygulandırdı.

Oysaki çok bağırdığı için biraz önce ona içim kararmıştı.
Gel üzülme arkadaş bir hal çaresi bulunur elbet diyerek teselli etmeye çalıştım.

İçeceğin su olsun boş ver takma kafana demek zorunda kaldım. Meğerse adam, uzun bir zamandır güneşin altında susuz dolaşıyormuş.

İçim sızladı, dayanamadım. Bir yaprağı ve birde adamı düşünerek, hurdacıya beklemesini tembihleyerek oradan biraz uzaklaştım.

Bir bakkal dükkânından muhtelif nevale ve meyve suları aldım. Ayrıca beş kilolukta su almayı unutmadım.

İstemiyordum bu adamın, zavallı hurdacının umudunun tükenmesini. Allahın neleri vesile edeceğini bilmesini dilemiştim.

Değil mi ya hayat böyle değil mi zaten. Kimisi sever, kimisi döver, kimisi de nefret eder.

Sevmeyi bilmek kadar güzel bir şey var mıdır hayatta hala bilemiyorum.

Sevginin bulunmadığı bir hayat, hayat mıdır? Yoksa bir zindan mı?
Sevginin olduğu yer her neresi olursa olsun, orası huzurun, saygının, fedakârlığın, vefanın unutulmadığı yerlerdir.

Elimde ki paketlerle hurdacının yanına soluk soluğa geldim.

Sokağımız adına kusura kalma olmaz mı değerli hurdacı, o musluğu tez zamanda yapılması için gayret göstereceğim sen tasalanma.
Bak bu durum tanışmamıza vesile oldu öyle değil mi diyerek gönlünü aldım ve müsaade isteyerek yanından uzaklaştım.

Bakkala yeniden geldim ve musluğun akıbetini sordum.

Bakkal arkadaş, hırsızlar gece çalmak istemişler fakat başarılı olamayınca kırmışlar dedi. Daha çok üzülmüştüm.

Neslimiz ne hale geliyordu. Yokluk insana neler yaptırıyordu. Çok hayıflandım.
Mahalle teşekkülleri yok ki bu çocuklara sahip çıksınlar.

Gençlerimiz, çocuklarımız, başıboşluktan kimlerin tesirine giriyorlar.
Her türlü melaneti işlemek için kimler bu zavallı çocukları kullanıyorlar, bir düşünülse.

Milli değerlerimiz her geçen güm kayboluyor, alafranga adına her türlü rezillikler,

Basın yayın ve ekranlar sayesinde revaç buluyor.
İnsanlar düşünmekten alıkonuyor.
Verileni al, dinle, seyret ve yat.

Aldığın paranla benim önerdiklerimi al ki yanılamayasın diyor.

Bunlar emperyalizm adına, kapitalizm adına ellerinden her ne gelirse esirgemiyorlar.

Hatta her hakkımıza pervasızca saldırıyorlar.
Manevi yapımız tamamen olmasa da tahrip oldu.

Din adına konuşan kalpazanlar çoğaldı.
Kur’anın tarifiyle bunlara belam deniyor.

Yani az bir paha karşılığında dini satan ve aldatanlar olarak.
Hayıflanmamak elde mi, siz bir düşünün?


Mustafa CİLASUN
Bir akşam acil servisi…

Artık gün yavaşça çekiliyordu.

Nezaketin, ahengin zenginliğini anımsatarak sanki el sallıyordu, görüşmek üzere dercesine çekip gidiyordu.

Güneş onca haşmetine rağmen, tevazuunun tüm ritüellerini sunarak adeta bir ders veriyordu seyredenlere.

Oysa her kez bir telaş içindeydi. Yaşadığı hayatın bir daha ele geçmeyeceğini bilerek bir yarış içindeydiler.

Çocuklar oyunlarının heyecan çeperlerini son derece zorlayarak, merakın deşifrelerini aralıyorlardı kendilerince.

Koşarak, gülerek, bazen de ağlayarak.

Annelerinden su, ekmek istemeyi unutmuyorlardı.

Anneleri çocukları göz hapsinde tutuyorlardı uzaklığın hengâmesinde.

Baharın güzelliğini resmeden tüm donanımlar mevcuttu, insanların çeşitliliği, mahlûkatın zenginliği, nebatatın deruniliği bir şeyler anlatıyordu.

Çocukluğumuzda öğrendiğimiz cennette düğün başlamıştı artık!

Gizemlerin namütenahi serencamında paydalar beklenirken.

Niye bu öğreti hafızamızda kalıcılığını sağlamıştır bilinmez oysaki!

Göremediğimiz cennetteki düğün sevincine ortak olurduk işte.

Nasıl olurdu hatırlayalım!

Güneş zevaldeyken, yağmurun yağmasıyla en güzel renklerin gök kuşağını oluşturmasıyla öyle değil mi?

Bizin diyarlarda böyle bir öğretiyle cennet sevgisi izanlarımıza işlenirdi.

İnsan ölse de hayatın renkliği, sevinci, neşesi devam ettiğinin vurgusuydu.

Alkış tutardık düğün sevincinin coşkusuna minik ellerimizle, acıyana kadar.

Bir umudum sevince dönüşmesini, hayatta acılardan ziyade sevincin payidar olmasını öncelerdi. Kanaatin, sabrın, hizmetin, himmetin olgunluğuyla…

Akşam namazının daveti geliyordu kulağıma, çok hoş bir ezanın okunmasıyla…

Tekrar etmek durumunda olduğumu anımsadım birden, anladığım kadarıyla Arapça bilgim olmadan, anlam derinliğine kulaç atarak.

Şükürler olsun ki Rabbime bu ezanlar gafletimizden bir anda olsa sıyrılmamızı temin ediyor, düşünmemi, tefekkür etmemi gerekli kılıyor.

Hazırlığımı tamamlamıştım abdestimi alarak, namaz kılmak için.

Cenabı Hakkın huzuruna duracaktım, onca gafletimin karanlığında.

Ruhumu titreten bu tablo, haşyetin ince merhalelerinden geçiriyordu sessizce.

Divana durmak, Kâinatın Hâkiminin huzurunda ona secde etmek, acizliğimin her katresinde ondan mağfiret dilemek.

Onunla dertleşmek, her halin bilinmezliğinden kurtularak, halim bu diyebilmek, gözyaşlarıyla serinlemek!

Aman yarabbi ne yüce bir imkân, dilediğim her an seni bulmak, huzuruna çıkmak, meramımı ifade etmek, ne istiyorsam dilemek, nedametimi itiraf etmek.

Kul olmanın, insan olarak yaratılmanın, meleklerden üstün kılınmanın, cihanın emre amade kılınmasının namütenahiliğinde aidiyetin binmesiyle.

Kulağıma televizyon ekranından lahuti bir ses geliyordu, hicranın en çarpıcı vurgusuyla ruhumu delip geçiyordu.

O kadar açık ve sarih ki yaşanan hüzün, ümmeti Muhammet bir yetimliğin hercümerçliğini yaşıyordu sinelerinde.

Sahip çıkılması elzem olan hakikatler, en değerli mevhumlar dışlanıyordu.

Din adına belamlar peyda olmuştu. İnsanları aldatıyorlardı.

Tuğyan hat safhadaydı, şirkin envayı çeşidi pazarlanmıştı.

Ebu cehiller kıtaları aşmıştı.

Doğru söylüyordu rahmetli şair Arif Nihat Asya haykırıyordu gerçekleri
Nedametinim enginliğinde hazanın esintilerini yaşatarak.

Seccaden kumlardı…
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”.

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..

Kapına gelenler ya Muhammed,
— uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...

Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Âminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...

Yüreğimin derinliğinde kurumaya yüz tutan gözyaşlarım her nasılsa birden harekete geçmişti.

Damlalar akıntıya dönüşmüştü.
Kapın açılmasıyla utancımı gizlemek adına sevgili revanımdan yüzümü çevirmiştim.

Lakin bir kez fark etmişti görmeye alışık olmadığı perişanlığımı.
Çaresiz kalmıştım, sessizliğimin eşiğinde.

Şefkatini sunmuştu kanatlarını açarak, hamiyetinin yüceliğini göstermişti okşayarak yanaklarımı.

Utanmıştım bir çocuğun perişanlığında.

Şiddetle vurulan kapı dikkatimizi çekmişti!

Hayırdır inşallah diyerek kapıya yönelen sevgili zevcem bir telaş içinde sesleniyordu. Fırladım oturduğum yerimden!

Oğlum İsmail’in elinden kan boşalıyordu. Derhal kesilen yerleri sararken kesiklerin hayli derin olduğunu fark etmiştim, iki ayrı yerden.

Hayırdır oğlum diye sorduğumda, mahcup bir tavırla hızla dış kapıyı iterken çerçeve çam kırılınca elini camlar parçalamış.

Gayri ihtiyari kızmak geldi içimden, kocaman adam olmuştu on yedi yaş gibi, ikizlerin on beş dakika kıdemlisiydi.
Cevvaldi, hizmet ehliydi, tebessümü yüzünden hiç eksik etmezdi.
Acilen hastaneye götürmemiz gerekliydi lakin büyük oğlum, ama ikinci çocuğum Abdullah (yirmi üç yaşında) arabayı götürmüş işine giderken.

Davranış bozukluğuna kapalı bir yaşantım olduğundan, kızmamak için çok zorlanıyordum. Telefon açarak derhal gelmesini emretmiştim.

Komşularımız gelmişti sağ olsunlar biz götürelim diye, teşekkür ederek programlarından alı koymak istememiştim.

Kısa bir zamanda geldi oğlum Abdullah. Hızla araca doğru yol alıyorduk, acile götürmek için İsmail’i.

Erciyes fakültesinin yoluna koyulmuştuk, direksiyonda ben vardım, kısa bir sürede vardık.

İşlemlerden sonra travma servisine girdik, doktorlar çok sakince müdahale ediyorlardı. Film çekilmesini önerdiler ve kanayan yerleri temizlediler.

Bu arada filmi beklerken servisteki diğer hastalar dikkatimi çekmişti.

O hastaların yanında bizim çocuğun ki adeta bir hiçti.

Yaşlı bir teyzenin sol omzu kırılmış, bir başka gencin yüz hatları parçalanmış ve benzeri vakalar pek çoktu.

Aniden yeni bir hasta gelmişti sedyeyle, başı çok kalabalıktı doktorlardan.

Bir telaş içinde davrandıklarından dikkatimizi çekmişti.

Biraz olsun yakından görmek maksadıyla yakınlaşmıştım ki içim parçalandı!
Genç yaşlarda sayılacak bir bayandı…

Bir insanın yüz hatları bu kadar mı feci değişikliğe uğrarmış, şaşkınlığımdan hayali sukuta uğramıştım.

Nutkum durmuştu aniden!
Oğlum İsmail’in eline dikişler atılırken büyük oğlum Abdullah’ı güvenlik görevlileri dışarıya çıkmasını önermişlerdi.

Doktorlar bayan hastaya müdahale ederken zavallı çığlık atıyordu hissettiği acıdan, fakat uzaktan da baksam yüreğim parçalanıyordu bu bayanın halinden.

Yüzü kan revan içindeydi, her tarafı şişmişti.

Kandan çok fark edilmiyordu, kıvranıyordu, doktorlar bazen kızıyorlardı, senin için buradayız diyorlardı.

Bayanın yüzünde başka yerlerinde de, bedeninin muhtelif yerlerinde yaralar ve kanlar görünüyordu.

Benim gibi ayakta merakla vakaya bakan güvenlik görevlisine, trafik kazası mı olmuş diye sordum.

Hayır, aile kavgasıymış, kocası dayak atmış deyince bir kez daha kahroldum, kendi erkekliğimden utandım, perişanlığı yaşadım.

Bir insan nasıl bu kadar cani olabilir?
Bir insana bu kadar sefil bir zulüm nasıl reva görülür?

Bir düşmana dahi katiyen yapılmaması gereken bir muamele, bir eşe nasıl yapılabilir?

Velev ki en galiz, en affedilmeyecek bir suç işlese dahi!

Hukuk niye vardır?

Medeniyet niye aranır?

Bu zulmü işleyen şahsı en ağır ceza verilmeliydi!

Bir kadına şiddet asla kullanılmamalıdır?

Kullananlar acizdir, sefildir, cahildir, dengesizdir!

Doktorlar dört ünite kan talimatını verdiler ama durum ümitsiz görünüyordu.

Kül tablasıyla dövülmüş, kafası duvarlara çarpılmış, dört kez de bıçaklanmış. Bir umuttur deneyeceğiz diyorlardı doktorlar!
O gün sabaha kadar uyuyamamıştım!

Toplumda her geçen gün artan şiddet temayülü neyin habercisiydi?

Bir gün sonra haberleri izliyorum, zavallı kadın eksi olmuş haberiyle yeniden irkiliyordum.

Mustafa CİLASUN
Etrafımda bakınırken göremediğim gerçekler!


Artık sarıyordu terennüm ettiğim kederin salgısı yavaş yavaş.
Her yanımda kalan boşlukları bir acıma duygusu taşımadan kuşatıyordu.

Sanki çaresizdim, boş vermişliğin nedametiyle seyri halin takipçisi kesildim.

Neden bu duyguları yaşamak zorunda kaldığımı her nedense düşünmek dahi istemiyordum.

Bir can bu denli bizar oluyorsa, zorunda bırakılıyorsa duygusallığımı ağır basıyor,

Yoksa ben işimi sağlam yapayımda kim yanlış yaparsa gözünün yaşına bakmam mı demeyi tercih etmeliydim.

Avutulan, aldatılan özellikle bir maksada binaen fırsatın zemini olarak kullanılmak!

Takiyyeler içinde hayatı konforunu artırmak!

Bu uğurda bir engel tanımayı marifet telakki etmek!

Sırf merakın tatmini için denemek istemek!

Kişilik görünürlüğünde insanlık sıfatını taşıyarak bunu başardığına inanmak!

Sevgiyi özümsemeden, sebebini bilmeden, nedeniyle hiç ilgilenmeden bakmak!

Zannın karelerinde adımlayarak “ön” kararın etkisiyle yaşamaya çalışmak!

Hemen kızmak, hiddet için sebep aramak, şiddeti özgüven telakki etmek!

Hayatı mahcup olmamak kaygısıyla idame etmeye çalışarak yaşamak!

Kim ne deri önceleyerek ona göre konuşlanmak ve adam olmak için yarışmak!

İnanmak! İnancın tahrip fitilleriyle tarumar edildiği bir zeminde bunu başarmaya çalışmak!

İnananlar üzerinde oynanan oyunların farkına varamamak!

Ferasetin iflası başarmak! İhlâsın sadece sözcülüğünde lafazan olmayı başarmak!

Rahmetin sebebi hikmetinden bihaber olarak yaşamayı başarmak!

Acıların ne kadar değerli olduğundan haz almadan uyumayı başarmak!

Nimetin ehemmiyetinin, faziletinin tefekküründen mahrum kalmayı başarmak!

Aşk için yarışmak! Anlamadan bakışmak!

Ten kokusu sebebiyle kapışmak!
Sonra kokuşmak!

Saygıyı dışlayarak arsızlık ikliminde yaşamaya çalışmak!

Nezaketin elzemliğini sadece merakın afakı için seferber ederek beğenilmek!

Suçlamayı marifet telakki ederek sığ bir tahayyülün sefilliğinde ikamet etmek!

Kılıcı, kını, kızı, edebi, erkeği, merdi tamamen maddi ölçüsüyle değerlendirmek!

Kitabı kebiri sevap telakkisiyle okumak, anlamadan bakmak, anlamsız olmak!

Kutlu geceleri kurtuluşun terakkisiyle her bir şeyi o güne hasrederek serilmek!

Mesaj üstüne mesaj çekerek güya gönüllerin fethine bu maksatla birden erişmek!

İtibar ölçüsünü deşifre etmeden, temayülün esintisinde ne aradığını bilmemek!

Herkes nasıl olsa bir şekilde yaşıyor, bizde böyle yaşamalıyız diyecek kadar zillet!

Hukuk devleti varsa, yönetim biçimi demokrasi ise, cumhuriyet sadece birilerin tekelinde ise

Çözüm o kadar uzak diyarlarda seyredilen bir manzara telakkisidir!

Neden her şey insan içinse, insanlar niye kararlarında ki tercihleri sebebiyle dışlanarak sıra dışı olmaya itilirler.

Severken neden sevdiğini bilmeyen!

Met ederken çıkarını düşünen!
Kızarken hıncıyla hareket eden,
Meylederken hislerini bilmeyen nasıl bir insandır?

Bir nimeti yerken, bir yaratılmışı severken,
Nebatat ile serinlerken sebebi bilmez isek

Nedensiz zannedersek, asla düşünmeyi öncelemeden ömür tüketirsek bilmem ki ne demeli!

Kâinatın ve her zerrenin sahibi olan Cenabı hak en yakınımız da iken,

Bizim ne kadar uzaklarda kaldığımız tefekkür edilerek, bakışımızı ve manamızı netleştirmeliyiz.

İşte aşk o zaman manasında yaşanacak bir hazdır.

Sevda bu uğurda sarf edilen yüceliğin tezahürüdür.
İnsanı insan yapan yaratılmış bulunduğu hilkatidir.
Canı canan ile anlamlı kılan ona hasredilen sevgidir.


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN diyor ki:
Aşk, halin demidir!
(Bu Mesaj 23-09-2008 06:40:45 değiştirilmiştir. Değiştiren : Mustafa CİLASUN.)
23-09-2008 06:38:00
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HaCKeR KıZ Secilmemis
Gönülçelen'in Vazgeçilmezi
***
Özel Üye

Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 7,378
Rep Puanı: 3153 - Rep ver
Şehir: Trabzon
Ruh Halim: Yaramaz
Durum: Dışarıda
Mesaj: #2
RE: SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR...
Yaşınıza göre gaaayett iyi çalışmalar yahuu:)edebiyat öğretmenliği falan mı yaptınız Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.
HaCKeR KıZ diyor ki:
Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.
23-09-2008 08:02:17
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mustafa CİLASUN Erkek
Üye

Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 17
Rep Puanı: 75 - Rep ver
Şehir: Kayseri
Ruh Halim: Olgun
Durum: Dışarıda
Mesaj: #3
RE: SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR...
Demek beğendiniz Resimleri görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.
Ne diyelim, tesirin sahibine iltica edelim,
Kalbin sahibine avdet ederek hazla serinleyelim efendim...
Mustafa CİLASUN diyor ki:
Aşk, halin demidir!
23-09-2008 08:13:15
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
hüzün gözlü Bayan
Üye

Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 897
Rep Puanı: 798 - Rep ver
Şehir: Kocaeli
Ruh Halim: Seytani
Durum: Çevrimdışı
Mesaj: #4
RE: SİNEMDE DEMLENEN YILGIN ANILAR...
emeğine sağlık
hüzün gözlü diyor ki:
ANCAK ÖLÜM BİZİ AYIRIR DİYORDUK SÖYLESENE HANGİMİZ ÖLDÜK??????
(DUDAKLARIMDA UÇSUZ BUCAKSIZ GÜLÜŞLER GÖZLERİMDEYSE HAYİN HÜZÜNLER SAKLIDIR)))
esila_tamara@hotmail.com
23-09-2008 09:36:08
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Chat Kadınları / Ahmet Altan Eftelya 2 44 15-11-2008 11:51:55
Son Mesaj: Eftelya
  Mutsuzluk Tehlikelidir / Ahmet Altan Eftelya 4 42 01-11-2008 11:06:51
Son Mesaj: Eftelya
  Kendi Kendime SoruLar / Ahmet Altan Eftelya 3 65 10-09-2008 10:27:59
Son Mesaj: Eftelya
  Çok mu İçtensiniz... (Ahmet Altan ) Eftelya 4 140 06-05-2008 08:03:20
Son Mesaj: Eftelya
  Sus artik sesim... (Ahmet Altan) okuduf 1 162 03-03-2008 08:11:25
Son Mesaj: nini_ksk
  Çok mu içtensiniz...(Ahmet Altan) okuduf 2 92 28-02-2008 10:27:30
Son Mesaj: tugce23
  Hayaller Kuracaksın...(Ahmet Altan) fatihokudu 2 100 24-02-2008 19:35:21
Son Mesaj: tugce23
  Gözleriniz...(Ahmet Altan) fatihokudu 1 96 23-02-2008 14:09:28
Son Mesaj: KVN*
  Eğer Üşürse...(Ahmet Altan) fatihokudu 1 210 21-02-2008 17:30:42
Son Mesaj: Eftelya
  Bilmemek... (Ahmet Altan) fatihokudu 2 249 20-02-2008 05:12:08
Son Mesaj: KVN*
  Sen Aglama Bir Damla Gözyaşın Yeter... my_angel89 2 270 14-02-2008 17:28:52
Son Mesaj: my_angel89
  Bir Tebessüm Et Yeter... aziM 1 75 03-12-2007 11:01:44
Son Mesaj: delikizan

Forum Atla:

İletişimGönülçelen.NetYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi
1 2 3 64 131 266 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 286 283 284 285 287 288 289 290 291 292 293 262 264 267 263 294 295 296 297 298 4 255 256 5 6 7 251 8 71 260 75 72 73 74 76 77 78 79 80 81 82 83 84 9 10 12 14 13 17 18 16 236 11 15 19 20 21 42 43 44 45 55 28 22 27 95 31 30 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 63 233 52 103 234 248 46 48 125 47 49 50 261 85 86 87 88 89 90 91 141 23 24 25 129 133 132 134 26 253 100 220 232 235 92 29 110 93 96 94 97 98 99 126 128 101 65 66 67 68 69 70 130 146 147 148 149 150 151 212 213 214 209 221 222 223 224 225 226 117 118 119 120 121 122 123 124 102 104 105 106 107 108 109 145 111 112 113 114 115 116 127 56 57 58 59 60 61 62 51 53 54 252 185 186 210 187 211 188 215 216 217 218 219 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 230 231 152 184 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 178 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 179 180 181 182 183 227 237 243 238 239 240 241 242 244 245 246 247 250 142 143 f1 f2 f3 f64 f131 f266 f268 f269 f270 f271 f272 f273 f274 f275 f276 f277 f278 f279 f280 f281 f282 f286 f283 f284 f285 f287 f288 f289 f290 f291 f292 f293 f262 f264 f267 f263 f294 f295 f296 f297 f298 f4 f255 f256 f5 f6 f7 f251 f8 f71 f260 f75 f72 f73 f74 f76 f77 f78 f79 f80 f81 f82 f83 f84 f9 f10 f12 f14 f13 f17 f18 f16 f236 f11 f15 f19 f20 f21 f42 f43 f44 f45 f55 f28 f22 f27 f95 f31 f30 f32 f33 f34 f35 f36 f37 f38 f39 f40 f41 f63 f233 f52 f103 f234 f248 f46 f48 f125 f47 f49 f50 f261 f85 f86 f87 f88 f89 f90 f91 f141 f23 f24 f25 f129 f133 f132 f134 f26 f253 f100 f220 f232 f235 f92 f29 f110 f93 f96 f94 f97 f98 f99 f126 f128 f101 f65 f66 f67 f68 f69 f70 f130 f146 f147 f148 f149 f150 f151 f212 f213 f214 f209 f221 f222 f223 f224 f225 f226 f117 f118 f119 f120 f121 f122 f123 f124 f102 f104 f105 f106 f107 f108 f109 f145 f111 f112 f113 f114 f115 f116 f127 f56 f57 f58 f59 f60 f61 f62 f51 f53 f54 f252 f185 f186 f210 f187 f211 f188 f215 f216 f217 f218 f219 f189 f190 f191 f192 f193 f194 f195 f196 f197 f198 f199 f200 f201 f202 f203 f204 f205 f206 f207 f208 f230 f231 f152 f184 f153 f154 f155 f156 f157 f158 f159 f160 f161 f162 f163 f164 f165 f166 f178 f167 f168 f169 f170 f171 f172 f173 f174 f175 f176 f177 f179 f180 f181 f182 f183 f227 f237 f243 f238 f239 f240 f241 f242 f244 f245 f246 f247 f250 f142 f143
Sivas Msn Adresleri Msn Nickleri