Eski bir şarkıyı andıran dingin melodisi ve insanın ruhuna işleyen sözleriyle bir reklâm müziği çalıyor: İyiler mutlaka kazanır. Kulağa ne hoş geliyor, "iyiler" ve "kazanmak" kelimelerini aynı cümle içerisinde işitmek.
Melodinin etkisi geçip de, sözler üzerinde biraz daha düşününce sorular uçuşuyor insanın kafasında: İyilerin mutlaka kazanması bir gerçek mi, bir dilek mi? İyiler mutlaka kazanmalı mı, gerçekten istediğimiz bu mu?
İlk bakışta herkesin isteyeceği, altına imzasını atacağı bir temenni gibi görünüyor, iyilerin mutlaka kazanması.
Etrafımızda insanların kötülüğünden şikâyet eden, bozulmadan, yozlaşmadan, ahlâksızlıklardan yakınan, dürüstlük arayıp bulamadığını söyleyen, artık iyi insan bulmanın zorluklarına değinen bunca insan varken...
Bütün bunları dinledikçe, herkesin iyilerden yana olduğunu, iyilerin kazanmasının ortak dileğimiz olduğunu düşünebiliriz.
Ama öte yandan, çocuklarımızı yetiştirirken iyi insan olmaya dair aynı hassasiyetleri göremiyoruz.
Zeki olsun, güzel olsun, yakışıklı olsun, zengin olsun ve son yıllarda söylendiği gibi yakışıklı olsun. Peki ya "iyi insan olsun?"
Sorulsa belki "Canım o zaten en başta" denecek.
"Bizden zaten kötü insan çıkmaz" denecek.
"İyi olmayacak da ne olacak" denecek.
Oysa iş iyi olmaya gelince o kadar "ama" mız var ki...
"İyi", ama başarısız. Hayatta hiçbir işte başarılı olamamış. Her zaman kaybetmiş, her zaman yenilmiş. Ne zaman bir işe el atsa, kurutmuş. Hiç yükselememiş, bir yerlere gelememiş.
"İyi", ama güzel değil. Tamam, önemli olan iç güzelliği de, canım biraz da dış güzellik lazım.
"İyi", ama beş parasız.
"İyi", ama...
İyiliğe dair bunca "ama"mız varken, iyilerin daima kazanmasının ortak dileğimiz olduğuna inanmak güç.
Anneler kızlarının güzel, babalar oğullarının güçlü ve herkes çocuklarının başarılı olmasını istiyor, iyi olmalarını değil.
Oysa dünya kuruldu kurulalı, iman ile küfrün, hayır ile şerrin, iyi ile kötünün mücadelesi devam ediyor ve kıyamete kadar sürecek.
İyilerin mi, yoksa kötülerin mi yanında olacağız?
Belki eski bir Yeşilçam filminde iyi adamı tutup, kötü adamın karşısında yer alıyoruz.
Belki bir çizgi romanda iyilerin kazanmasını tüm kalbimizle destekliyoruz.
Belki bir anket gibi sorulduğunda, "evet iyiler kazansın" diyoruz.
Peki ya hayatta, pratik örneklerde de iyilerin dostu, kötülerin düşmanı mıyız?