Seninleyken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz,özlerinin derinliğinde kaybolurdum.Ağa kızına aşık bir çobannın çaldığı kavalı dinleyen kuzular misali seni dinlerdim.
Dizlerine uzanırken,fırtınadan kaçan bir geminin kendisini sessiz bir limana atışı gibi,hayatın tüm zorluklarını ve tüm yorgunluklarını unutur,birden rahatlardım.Sözlerin hep başka bir fısıltı gibi ayrı bir musiki tadında kulağıma gelirdi.Ellerini avuçlarıma aldığımda ellerim yanardı;ama bir türlü bırakamazdım ellerini.
Ve sen her seferinde daha bir güzel gelirdin bana.Seni her gördüğümde biraz daha fazla severdim.Gönül limanıma demirleyecek tek geminin sen olduğunu düşünür,deniz fenerlerinin sadece senin geleceğin yönü gösterdiğini sanırdım.Bir kitapta okumuştum gökyüzünde insana en yakın gelen ve en çok ışıldayan göz kırpan sevgilinin yıldızıymış diyordu kitapta.Senden ayrı olduğum günlerde okumuştum.Ve bir gece yarısı yıldızlar altında sabahladım.Bana en yakın olan,cıvıl cıvıl göz kırpan ve tebessüm eden yıldızı buldum ve o yıldıza bağladım kendimi.
Sen o değildin aslında ve ben seni onlaştırmanın cezasını çekiyorum.O vardı ve bir gün onunla karşılaşacaktım,onu sevecektim...